14 Haziran 2010 Pazartesi

Clapton & Winwood Sonrası


En sonunda aylardır beklediğimiz Eric Clapton & Steve Winwood konseri geldi çattı. Şimdi sıra konser sonrası izlenimlerde.
Steve Winwood'u ilk, Clapton'ı ikinci izleyişimdi. 2006'da Londra Royal Albert Hall'da Back Home turnesi kapsamında izlemiş olduğum Eric Clapton konseri, sanki dünkü konsere nazaran çok daha canlıydı. Bir kere o dönemki grup, Derek Trucks, Doyle Bramhall II ve Steve Jordan gibi dinamo adamlardan oluşuyordu ve hayranları bilir ki Clapton, grup canlı olduğunda daha da ateşli çalar. Konserin ekibi açıklandığında bateride Steve Gadd'in olması, biraz daha ağır tempolu bir konsere hazırlanmamız gerektiğini söylemişti aslında bana. Steve Gadd, çok sevdiğim bir davulcu olmasına rağmen, rock türünde biraz daha ağır, yıldızı daha çok blues ve jazz'da parlayan bir adam çünkü. Konserde Clapton, teknik olarak, bence ciddi anlamda formdaydı. Çok iyi çaldı. Hiç yapmadığı bazı değişik gitar solo cümleleri kurdu. Tonu şahaneydi. Şarkıları daha ağırlıkla Steve Winwood söyledi. Winwood'un Hammond soloları, gitar soloları ve elbette vokali oldukça iyiydi. Klavyeci Chris Stainton'ın arada sırada sıyrılıp attığı sololar da seyircilerden büyük alkış aldı. Geri vokalistler, Michelle ve Sharon şarkıların vokallerini adeta nakış gibi işledi. Willie Weeks, görev adamlığına oynayan basçılığıyla bizim gruptaki basçı arkadaşların gözüne girdi. Steve Gadd ise ağır olması ve çalarken kalp krizi geçiriyormuş gibi surat ifadesine karşın, özellikle ağır blues parçalarında deneyimini koydu ortaya. O trampet tonları, doğru yerde sertleşen ve yumuşayan tuşeler, harikaydı.
Clapton, çoğu konserinde olduğu gibi şarkı aralarında sadece "Thank you" dedi. Bizim kızanlardan buna içerleyenler olmuş. Kardeşim, Clapton fazla konuşmaz, bunu bilin. Ne diyecekti, illa herkesten neden "Mörhoba İstınbul" geyiği bekliyoruz ki? Clapton, konserlerinde ancak çok modda ise konuşur ki bence İstanbul, Clapton için Kuruçeşme Arena'nın sunduğu farklı, deniz kıyısı ortamı dışında "normal" bir konserdi. Bunu surat ifadesinden anlayabiliyorduk. Geldi, çıktı, çaldı ve gitti. Daha ne bekliyorduk ki?
Konserin ortasında tam Midland Maniac sırasında, önce yakınlarda bir düğünden kaynaklandığını sandığımız bir havai fişek gösterisi başladı. Sonra olayın organizatörler tarafından düzenlendiğini öğrendik. Bu havai fişek gösterisi zaten her Kuruçeşme Arena konserinde olan birşey. Her gelen yabancı da buna şaşırır. İlk başlarda bu hoş bir enstantane olsa da, uzadıkça havai fişek patlamaları, davul sesine karıştı. Bir ara ekrandan Clapton'ın bile sinirlendiğini, yüz kaslarının gerildiğini hissettim. Tevekkeli değil, abim o sinirle, bir sonraki şarkı olan Crossroads'ta bir hışımla daldı soloya ve muhteşem bir solo attı.
Gelelim organizasyona. Artık şunu bilmeliyiz. Kuruçeşme Arena'nın, çok iyi bir yerde konumlanmasına rağmen sanırım, bu tip konserler için düzenlenmesi, giriş çıkışın adam gibi yapılması lazım. Her konserde marabalar gibi girip çıkmak zorunda kalıyor insanlar. Kardeşim bir kere, Eric Clapton konserleri genelde oturmalı konserlerdir. Çünkü ağır tempolu konserlerdir. İnsanlar bu tip konserlerin sonunda buradaki gibi ayakta durursa, son şarkıların tadını çıkarmak yerine diz ağrısı, bacak ağrısı ovunur dururlar. Ses sistemi, o bölgenin desibel sınırı yüzünden biraz düşük volümde ses veriyordu ama yine de iyiydi. Konser sonunda tüm seyirciler yine bir kapıya yüklenince, ardından da Eric Clapton ve ekibi de kıyıdaki tekneye aynı yoldan gidince, kalabalık bekledi, Clapton ve ekibi sahne arkasından tekneye geçti, biz alkışladık, "Thank you"lar havaya karıştı ve sonra cennetten inip birden İstanbul'un gerçeğiyle yüzleştik. Trafik, bulunamayan vasıtalar, Kadıköy'e geçecek motorları bekleme...Organizatörlere diyeceğim şu: Eric Clapton belki son defa geldi buralara. Lütfen insanların bu zevki maksimum yaşamasını sağlayın. En aşağı 100 TL'lik biletlerle, beleşe giren insanların yarattığı zararı örtmeye çalışıyorsunuz. Bari giriş çıkışları düzgün yapın, bari sırf böyle ağır tempolu konserler için koltuk sistemi yapın. Bu kadar da kar maksimize etmeye uğraşmayın!
Son sözüm seyirciye. Allah'tan Clapton'dan anlayan ve en azından setlist'e biraz çalışıp gelmiş insanların etrafındaydık da Knopfler konserinde olduğu gibi birilerine dalma isteği yaşamadım. Ancak internette okuduğum, "I Shot the Sheriff" ve "Wonderful Tonight" diye bağıran inekler olmuş etrafta. Şunu anlayalım: Kardeşim bir setlist var ve bu adamlar setlist'e uymak zorunda. Sizin "selpakpeçeteyeistekşarkı" tandansınız geçerli olmaz böyle konserlerde. Ne sen o gereksiz nefesini gereksiz harca ne de milletin keyfini böl.
Seyircilerin bazıları, ki bunların bir bölümü davetiyesi olan ama adam olamamış öküzler, konseri dinlemek dışında herşeyi yaptı: Defalarca tuvalete gitti, defalarca bira almaya gitti, defalarca telefonla mesajlaştı, defalarca yanındakiyle bağıra bağıra alakasız konulardan konuştu, havaifişek atılınca konseri bıraktı, havaifişek izledi.
Sözüm ona, bu Kuruçeşme Arena'nın limitleri, organizatörlerin paragözlüğü, davetiye sistemi ve insanımızın bu tip konserlerde nasıl davranacağını bilmemesi gibi durumlar yüzünden daha çooook efsane konser, "maksimum" zevk alınmadan izlenir, geçer.
Güle güle Eric ve Steve. Bir daha bu topraklara gelir misiniz bilemem. Siz harikaydınız da biz size layık olduk mu bilinmez.

2 yorum:

  1. İnternetteki diğer yorumları okuyunca gördüğüm ortak bir fikir var: Dün konsere giden herkes bu sabah ağrısız, sızısız, uykuları almış yataktan kalkmışlar. Ben de aynı şeyi, dün 2 saat ayakta çok yorulmamıza rağmen yaşadım. Sabah çok dinç kalktım.

    Bunu herkese genelleyemeyiz ama ancak galiba Boğaz havası ve güzel müziğin etkisi bu olsa gerek.

    YanıtlaSil
  2. Ben de nedendir bilinmez sabahın köründe, kalkmam gereken saatten 1 saat önce dinç bir şekilde uyandım.... Boğaz+Blues=Sağlık+Neşe

    YanıtlaSil